6 gün önce
6 gün önce

Linç Kültürünü Neye Borçluyuz?

Toplumsal medyada birilerinin birilerini “linçlemediği” günler sayılı. Peki bu yönteme bu kadar sık başvurulmasının ardında hangi sebepler yatıyor olabilir?

Bir süreliğine toplumsal medya kullanmış veyahut ona maruz kalmış hepimiz linç kültürü, linç yiyecek şeklinde kavramlara aşina. Gene de ansiklopedik davranalım ve özetlemek gerekirse özetleyelim. 

Bir şahıs ya da grubun, bulunmuş olduğu düzenin egemen kabul ve anlayışlarına yamuk yaptığında görmüş olduğu toplu ve şedit tepkiye linç deniyor. Tüm bu sürecin neredeyse sıfır derecede kaynayan su netliğinde toplumun tunç yasası haline gelmesine de linç kültürü diyebiliriz.

Linç kültürünün kökenleri ve batıdaki “cancel culture” terimi:

linç kültürü

Batıda daha fazlaca cancel culture ismiyle kavramsallaştırılan bu fenomenin kalabalıkların gücüyle toplumun sakıncalı uçlarına bir tür ayar çekme mekanizması olarak işlediğini söylemek mümkün. 

Her ne kadar toplumsal medyada altın çağını yaşayıp kavramsallaştırılmış olsa da, linç kültürü denen şeyin insanlık zamanı kadar eski bulunduğunun altını çizmek gerekiyor. 

Bundan binlerce yıl ilkin, insanlığın avcı toplayıcı topluluklardan müteşekkil olduğu dönemde bile bir anlamda vardı linç kültürü. Yol arkadaşlarına ters düşen, aykırı fikirlere haiz kara koyunlar günün sonunda topluluktan men edilir, çetin tabiat şartlarında tek başına hayatta kalması pek mümkün olmayan bu kimseler ölümle yüzleşmek durumunda kalırdı. Bundan 2400 yıl ilkin Sokrates, sakıncalı fikirleriyle gençlerin kafasını bulandırdığı iddiasıyla Atina hükümeti tarafınca baldıran zehiri içmeye zorlanmıştı. 

Kadim zamanların aksine linç kültürü denen şeyin bugünlerde can almış olduğu pek vaki değil. Bunun yerine faillerin cemiyet nezdindeki itibarları, cürümlerinin çapına bakılırsa bir süreliğine ya da müddetsiz şekilde çöpe atılıyor. Bu da faile maddi ve içsel hasar olarak geri dönüyor.

Peki niçin linç kültürü yaygınlaşıyor?

cancel culture

Onu bu denli cazip meydana getiren tek bir unsur yok. Kitle iletişiminin nefes almak kadar akışkanlaştığı bir zamanda yaşamamız, bir şeylere toplumsal medya üstünden tepki göstermenin son aşama zahmetsiz olması şeklinde sebepler ilk akla gelenler. Sadece muhtemelen daha güçlü sebepler olarak, hayatta kalma içgüdüsü ve insanların hakkaniyet sistemine ve kurumlara güvensizliğinden bahsedilebilir.

İnsanlar, her canlı şeklinde zarar görmekten korkmuş olduğu için, toplumun normlarına aykırı davranan kimselerin bu zarar görme ihtimallerini artırmasından kaygı duyarlar. Bu şeklinde aykırılıkların toplumsal dokuyu tesis eden bağları koparmasından kaygı ederler. Tamamı bir çok süre sezgisel düzeyde cereyan eder. 

Bir toplumda düzeni sağlamak çoğunlukla devletin sorumluluğunda olsa da, bir çok karşısında kurumların işlememesi veyahut yetersiz kalması (veyahut bazı durumların kurumları ilgilendirmemesi) ihtimali daima vardır. Bu aşamada insanoğlu gerekirse sorumluluğu ellerine alıp düzeni kendileri tesis etmek isterler. Bir dönemin sokaklara dökülen öfkeli linç kalabalıkları, günümüzde toplumsal medyanın her an tetikteki hesap sorucuları bu davranışa birer örnektir. Tek bir insanoğlunun gücü köklü değişimlere yetmez, fakat aynı şekilde düşünen bir grup kalabalık, tarihin akışını dahi değiştirebilir. Bu da gene tarihin bizlere öğrettiği sayısız dersten yalnızca biridir.

Gene tarihin bizlere gösterdiği, her koşulun kendi çözümlerini üretmesidir. Batman şeklinde:

batman

Batman, ilk sayısı 1939’da yayınlandıktan kısa süre içinde dünyanın en sevilen süper kahramanlarından biri haline gelmişti. Peki Batman’i bu denli mühim meydana getiren neydi? Geceleri haydut döven yarasa kostümlü bir adam günümüz dünyasında ortaya çıksaydı bu kadar sevilir miydi?

Şüphesiz Batman’i adaletin çekici haline getiren şey, sadece ortaya çıkmış olduğu devrin şartlarına bakılarak anlaşılabilir. 1930’lar ABD’si Büyük Bunalım’ın yaralarını sarmaya çalışan, kabahat oranlarının zirve yapmış olduğu, büyük kentlerin mafyaya teslim olduğu bir periyodu temsil ediyordu. Polis hem teknik, hem de operasyonel anlamda zayıftı. Asayişi sağlamak bugünkü kadar kolay değildi. 

İşte bu şekilde bir ortam tam da Batman şeklinde adil, güçlü, otomobilinde güvenlik kemeri bile bulunmayan polis teşkilatının aksine havalı oyuncakları ve silahları olan, geceleri karanlık dehlizlerde ve ara sokaklarda korkusuzca etkinlik gösterebilen bir yargıcın fazlaca sevilmesine olanak tanıdı. O zamanlar toplumun gerekseme duyduğu, Batman’di.

Bugün mü?

twitter linç

Bugün Batman’e gerek yok. Gelişen teknoloji, yazışma imkanlarımız, devletlerin danışma ve gözetleme kabiliyetleri yardımıyla Batman şeklinde maskeli karakterlere lüzum kalmadı. Suçlar bir halde hallediliyor. Kalan şeylerin düzeltilmesi için lazım olan şey de bir çok süre, bir grubun “yanlış” olanı yeterince yüksek bir sesle, tercihen 280 karakterle haykırması. Gerisi kendiliğinden geliyor esasen…



Kaynak :
www.webtekno.com

Paylaşın

Sponsor